13 Şubat 2009 Cuma

Türkiyede En Çok İshal Olunan Şehir Eskişehir (Google Trends'e Göre)

Carpe Diyare yazımdan sonra arama motorları üzerinden gelen ziyaretçilerimin kullandığı arama kelimelerine bakınca birden acaba bu bir trend olabilir mi diye düşünmeye başladım. Çünkü beklediğimden çok daha fazla ziyaretçi gelmişti ama tek bir yazıya.



Google Trends'de yaptığım tek bir arama ile aşağıdaki tabloyla karşılaştım.

Google a göre ishal kelimesiyle yapılan aramaların sıklıkları yukarıdaki grafikte.

Peki ya sıralama nasıl??

İşte İshalde Top 10

1. Eskisehir, Turkey

2. Mugla, Turkey

3. Balikesir, Turkey

4. Ankara, Turkey

5. Icel, Turkey

6. Izmir, Turkey

7. Izmit, Turkey

8. Konya, Turkey

9. Aydin, Turkey

10. Istanbul, Turkey

Carpe Diyare'yi yaşamanız dileğiyle...

http://www.google.com/trends?q=ishal

Not: 2008'in 2. çeyreğindeki İshal ile ilgili haber sayısının sebebi Şebeke Suyundan Kaynaklı İshal Salgınları... Ama 2007'nin 3. çeyreğindeki tavan noktasının sebebini hatırlayamadım.

12 Şubat 2009 Perşembe

Oy Kullanacak Öğrenciye Dikkat

29 Mart 2009'da yapılacak yerel seçimlerde benimde içinde bulunduğum büyük bir grup yani üniversite öğrencileri okudukları şehirlerde oy kullanacak.

YSK tarafından yapılan bu düzenlemenin sebebinin ne olduğunu araştırmaya kalkarsak bir kaç sonuç çıkıyor.

  • Öğrencilere Büyük Kolaylık
  • Eğitimli kişilerin memleketlerine dönüp kararsızların oylarını etkilememeleri
  • Belli şekilde kanlarına girilip oy kararları değiştirilmiş öğrencilerin elden kaçıp gitmemesi
  • Hizmet alınan yerde oy kullanılması

Bence en çok üstüne gidilmesi gereken nokta hizmet alınan yerde oy kullanılması olması gerekirken Öğrencilere Büyük Kolaylık adı altında tanıtımlar yapıldı.

Peki öğrenciler hizmet aldıkları, yılın büyük kısmını geçirdikleri şehirde adayları ne kadar tanımaktalar. Bence bütün adayların (partilerin demek istemedim ama tanıtımları genellikle partiler üstlendiği için adayların) değerli gördüğü öğrenciler tarafından tanınırlığı çok düşük.

Bunların haricinde bir seçmen 5 farklı oy kullanacak: Büyükşehir Belediye Başkanı, İlçe Belediye Başkanı, İl Genel Meclisi, Belediye Meclisi ve muhtar.

İstanbul için devam edersem diğer illerdeki durumu da incelemiş olacağım sanırım. Bir öğrenci büyük ihtimalle oy kullanırken karar vermiş olacağı tek isim Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacaktır. Bunun haricinde kullanacağı oyları sağlıksız bir biçimde sandık başında karar verecektir. Ayrıca öğrenci yerleşiminin çok yoğun olduğu yerlerdeki bu durum belediye başkanı ve muhtar başta olmak üzere büyük karambolde verilen oylardan oluşacaktır ve bu seçimlerin sağlıksızlığını meydana getirecektir.

Kendimin de yapacağı gibi oy vermeye gitmeden 1 hafta öncesinde adayları internetten araştırmak ne kadar büyük bir bilgi sağlayacaktır bana bilmiyorum ama benim tercih edeceğim yöntem budur.

Umarım tüm adaylar bu yeni durumu göz önüne alıp tanıtımlarını ve bilgilendirme toplantılarını buna göre hazırlarlar. Çünkü bu yazıyı yazdığım tarihe kadar daha bir belediye başkanı hakkında birşey duymuş değilim, adayların kimler olduğundan habersizim, muhtara oy vereceğim ama muhtar adayları kimdir bilmiyorum bile.

Hala Nerede Oy Kullanacağından Habersiz Olanların İlacı:

Seçmen Bilgisi Sorgulama

11 Şubat 2009 Çarşamba

Jacques Brel - Amsterdam

"...Bir insanın yaşamında iki önemli tarih vardır: Doğumu ve Ölümü. İkisi
arasında yaptığımız şeyler çok da önemli değildir" -Jacques BREL
"Dostluğu, şefkati, sevgiyi ölesiye arayan bir ses. Yüceltilmiş her duyguya
biraz hüzünlü, biraz umutsuzca özlem duyan bir haykırış. Ölümü her an
hissedip yaşamaktan asla vazgeçmeyen yalnız bir sarkici/sair." Mario LEVI


Fransız olduğunu düşündüğüm ama küçük bir araştırmadan sonra Belçikalı olduğunu öğrendiğim Jacques Brel'in şarkılarındaki sözlerden önce sesiyle ve yansıttığı duygularıyla insanı bağlar. Tek kelime fransızca bilmemek bile onun sesinden etkilenmenizi engelleyemez. Yurtta bağıra çığıra Amsterdam şarkısını söylemeye çalışan Yiğit'e teşekkür ederim beni bu mükemmel sesle tanıştırdığı için.

İngilizce Alt Yazısıyla Jacques Brel - Amsterdam

09 Şubat 2009 Pazartesi

Yağmurda Yürüyüşe Çıkma Önerileri...

Yağmur insanların gelmiş geçmiş en romantik yada en dramatik anlarını daha da ölümsüzleştiren, daha da yüksek dozda yaşatan bir doğa harikasıdır. Savaş alanlarında kandan yüzü gözü görünmeyen insanların yağmur damlalarıyla hafif temizlenen yüzleri... Bütün savaş filmlerinde görmeyi beklediğim bir andır. Başka bir örnek ise romantik anlardaki yağmurdur. Ateşli ve hevesli öpüşen bir cifitn ateşinin yağmurla daha da hararetlendiği bir an... Sanırım yağmurun buradaki işlevi tensel teması arttırmak.

Yağmur için bir çok farklı yakıştırma olsada favorim Düş Hekimi(kitap yazmamış olanı) tarafından yapılanıdır. Kim söylemiştir ilk, yada kimden duymuştur bilemem ama yağmur için "Melekler Yüzümüze Tükürüyor" der. Güzel bir yakıştırmadır bence.

Gelelim yağmurda yürüyüşe çıkarken nelere dikkat edilmeli:

Öncelikle yağmurda yürüyüşe çıkmakla yağmurda yürümek ikisi farklı kavramlardır. Birisinde mecbur kaldığınız için yağmur altında yürümek zorundasınız. Birisinde ise Meleklerle daha samimi olabilmek ve günahlarınızdan arınabilmek için yola çıkmışsınızdır.

Öneriler:
  • ŞEMSİYE ALMAYIN!!!... : Yağmur altında yürüyüşe çıkmak demek şemsiyesiz yürümektir. saçlarınızın ve boynunuzdan içeri giren damlacıklarla teninizin ıslanması demektir.
  • Elektronik Eşyalara Dikkat!... : Her ne kadar montum su geçirmez desenizde yinede önlem almakta fayda var çünkü önemli olan ıslanmak!!! Bu sebeple elektronik eşyalarınız (cep telefonu, i-pod, fotoğraf makinası vb...) güvende olmalı. Size önerim bir kat poşetin içine sarmanız. İllede müzik dinleyecem diyorsanızda bu poşetin içinden küçük bir delik açıp kulaklığınızı çıkarabilirsiniz.
  • Hayal Gücünüzü Yanınıza Alın!... : Sokaktakileri umursamayın, sadece Siz ve Hayal Gücünüz beraber yürüyün. Böylelikle yürüyüşünüz daha keyifli olacaktır.
  • Damlaların Teninizde Akışını Hissedin!... : Yürüyüş sonrası hemen kurulanmayın, ıslak saçlarınızdan boynunuza akan damlaların sizi ürpertmesine izin.

Tabi bide işin içinde yağmurda koşuya çıkma gibi bir durum vardır. Ben yapmadım Yapmamda. Onu bir bilene sorun.

04 Şubat 2009 Çarşamba

Carpe Diyare...

Hepinizin bildiği gibi Carpe Diem günü yaşa demektir fakat benim yaklaşımım daha farklı olacak. Peki nedir "Carpe Diem"?? Wikipediaya göre Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius tarafından bir dizesinde "gününü gün et", "zamanın tadını çıkar" anlamında kullanılmıştır.

Peki biz nereden hatırlıyoruz Carpe Diem'i?? Tabiki Ölü Ozanlar Derneğinden. Peter Weir'in yönettiği bu filmin Keating karakteri tarafından öğrencilere benimsettirilen deyiş olan Carpe Diem hayatımızın her alanında kullanabileceğimiz bir desturdur.

Peki Nedir Carpe Diyare?

Bilindiği gibi Diyare halk arasında cırcır, motoru bozulmak, ishal, cıvık sıçmak gibi farklı yollarla anlatılan bir rahatsızlıktır.

"Carpe Diem" + "Diyare" = "CARPE DİYARE"

Yani ishalin tadını çıkar. Sık şehir değiştiren, şehir dışında okuyup sürekli dışarıdan yemek yiyen, ucuza gelsin diyip son kullanma tarihi geçse bile yenilen yemekler, taşa oturmak vb bir sürü şekilde bünyede baş gösteren diyareyle iyi anlaşmaktır.

Düşünsenize Toksik diye bişey kalmıyor içinizde. Hatta hiç bişey kalmıyor... Tamam azcık biyoloji bilginiz varsa diyeceksiniz ki diyare bir hastalıktır, rahatsızlıktır tehlikelidir. Diyarenin tedavisi nedir hemen anlatayım. Motorunuzu ne bozduysa onu düzeltmek. Haaaa acil tıkama yöntemleri istiyorsanız lifli besinler işe yarar. Ama lütfen limonlu kahve işe yarar diyerek gidilen ciks mekanda türk kahvesine limon istemeyin garson acayip afallıyor. Ayrıca Sağlık ocağı sıvısı denilen bir sıvı vardır. 1 litre suya 2 tatlı kaşığı şeker, 2 tatlı kaşığı tuz dök çalkala iç. Böylelikle kaybolanları yerine koyarsın.

Neyse gelelim Carpe Diyare Desturuna

Carpe Diyare demek hayatı ishalle yaşamak demek. düşünsenize kabız kişilerin size nasıl özeneceğini. ayrıca su içsem işe yarıyor derken millet tip tip bakmaz size. hakkaten yarar çünkü. Ayrıca olur olmaz yerlerde tuvalet ararken Cami gezilerine vakit ayırmanıza gerek kalmaz. ilk sinyalleri duyduğunuz gibi kafanızı yukarı kaldırıp minare aramaya başlarsınız ki bu dini simgeleer olan camilerimize daha bir hoş bakmanıza, daha bir yüce bakmanıza yarar. Hele ki son anda yetişip Akarrr Akarrr Akarrr reklam cıngılıyla beraber rahatlıyorsanız nirvananın bir basamak altındasınız demektir.

CARPE DİYARE!!! İshalin tadını çıkar. Kabızlara nispet yap...

03 Şubat 2009 Salı

Blog yazmaya başladım...

Evet sonunda kendime ait ama kim olduğumu umursamadan ya okuyanlar ne düşünür korkusu yaşamadan, mesleki olan olmayan, sadece kafamı esenleri, yazarken kaygı duymayacağım bir bloğum oldu sonunda.

Evet çok araştıran olursa kimliğimi kim olduğumu bulur ama bu benim umrumda bile olmayacak. Sadece yazarken tanıdıklarım ne düşünür diye düşünmektense bu şekilde yazmak daha iyi.

Neler anlatacam size.... Belkide bir hiçlik fakat bir öğrencinin, bir agresifin, bir sevgilinin, bir erkeğin karışık parçacıklarını aklıma estikçe ortaya koyacam. yani bir nevi beyin salatası...

Neden göbekli martı derseniz... Bilmem aslında beyinsalatasi önceden aklıma gelseydi belki bende onu seçerdim.

Herneyse benim yazılarımda kapanış aramamak lazım, hatta imla kuralları, hatta ana fikir... Yani beklentili olmayın... sadece ben olacak. gerçek hayatta beklentiniz benden ne ise ondan fazlasını beklemeyinki şaşırtabileyim sizi.